Karadeniz’in kıyısında yaşayan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Amasra Müzesi sadece eski eserlerin sergilendiği bir yer değil, Amasra’nın binlerce yıllık hafızasının korunduğu özel bir kültür durağıdır. Küçük Liman kıyısında yürüyüp müzenin taş binasına ulaştığınızda, bu küçük sahil kasabasının neden tarih boyunca bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Çocukken, Küçük Liman’da denize girip, kayaların dibinden avuçla çakıl taşları çıkarırdık. O taşların içinde mutlaka antik dönemlere ait çiviler, sikkeler, eski paralar çıkardı. O zamanlar bunun ne kadar kıymetli olduğunu tam anlayamazdık belki ama bugün dönüp baktığımda, Amasra’da tarihin aslında denizin dibine kadar işlediğini görüyorum. Burada geçmiş sadece müzede sergilenen eserlerde değil; çocukluğumuzun anılarında, kıyıdaki taşlarda ve eski limanların sessizliğinde de yaşıyor.

1884 yılında Bahriye Mektebi olarak yapılmaya başlanan tarihi yapı, bugün Helenistik, Roma, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinden kalan eserleri ziyaretçilerle buluşturuyor. Özellikle deniz ticaretine ait amphoralar, gözyaşı şişeleri, bronz sikkeler ve taş heykeller, Amasra’nın yüzyıllar boyunca önemli bir liman şehri olduğunu hissettiriyor. Müzenin en dikkat çeken parçalarından biri ise Roma İmparatoru Hadrian’a ait zırhlı torso heykeli. Türkiye’de benzeri çok az bulunan bu eser, tarih meraklılarının özellikle görmek istediği parçalar arasında yer alıyor.

Müzenin bahçesine çıktığınızda ise taş sütun başlıkları, mezar stelleri ve antik mimari parçalar arasında yürürken kendinizi açık hava tarih yolculuğunda hissediyorsunuz. Yaz aylarında Amasra’ya gelen ziyaretçilerin çoğu önce sahili geziyor ama burayı gördükten sonra şehrin sadece deniz ve balıktan ibaret olmadığını fark ediyor. Çünkü Amasra’nın gerçek ruhu, taşların arasına gizlenmiş geçmişinde saklı.

Müze koridorlarında dolaşırken karşınıza çıkan her heybetli heykel ve her ince işlenmiş sikke, Amasra’nın bir zamanlar sadece balıkçıların değil, imparatorların ve kralların da cazibe merkezi olduğunu fısıldıyor.

Sadece kapalı salonlar değil, müzenin her bir köşesi ve loş koridorlarındaki aydınlatmalar dahi eserleri adeta yaşatarak sergilemek üzere kurgulanmış.

Karadeniz kıyısındaki bu küçük ama büyüleyici müzede geçirdiğiniz her dakika, size Amasra’nın köklü geçmişini derinden hissettirecek.

Hikaye Amasra'da Olta Balıkçılığı ve Denizden Sofraya Uzanan Lezzet Kültürü
Amasra mendireğinde olta balıkçılığı, mevsimlik Karadeniz avları ve taze balığın mendirekten sofraya uzandığı lezzet kültürü üzerine bir hikaye.
Hikaye Bulutların Gölgesinde Bir Karadeniz Masalı: Amasra
Bulutların arasından süzülen güneş Karadeniz'i bir tabloya dönüştürür.
Hikaye Ülker Dönümü Fırtınası
Ülker Dönümü Fırtınası 2 gün sonra, 2 Aralık ta esebilir.