Bölüm 4

Mendirek

Cruise gemileri yanaşmadan önce mendirek daha karanlıktı. Taşlarına isim yazdık, ilk sigaramızı orada içtik; sırtüstü uzanınca Samanyolu üstümüze serilirdi.

Bir Amasralı · 6 Ağustos 2026

Mendirek

Bazı yerler vardır, zaman değiştirir onları. Taşları değişir, rengi değişir, görünüşü değişir. Ama hafızanızdaki hâli, olduğu gibi kalır.

Amasra Mendireği de benim için böyle bir yer.

Bugün onu ilk kez görenler, Cruise gemilerinin yanaştığı modern iskelesini görüyor. Genişletilmiş hâlini, yeni ışıklandırmalarını ve düzenlenmiş yürüyüş yolunu görüyor. Güzel de olmuş doğrusu.

Ama ben ne zaman mendireğe çıksam, biraz geçmişte yürüyorum galiba.

Çünkü benim çocukluğumun mendireği bugünkü gibi değildi.

Bizim mendireğimiz daha karanlıktı.

Rüzgârı daha sert eserdi.

Taşlarını ezbere bilirdik.

Akşam güneşinde mendirek duvarı boyunca yürüyen kalabalık, sağda bağlı tekneler

Girişinde aklımıza kazınırcasına yazılmış yağlı boya bir yazı vardı.

“Limanda raspa ve boya yapmak yasaktır.”

Yazılarla doluydu mendireğin taşları.

Boş mendirek: duvara yazılmış isimler, kalpler ve büyük bir yüz resmi

Bizden büyükler siyasi sloganlarını yazmışlar oraya.

Biz sevgililerimizin isimlerini yazdık.

Kalemi kuvvetli olanlar resimler çizdi.

Mendirek duvarına yapılmış, "Gitme Barış" yazılı portre Fotoğraf: Hüseyin Çoban

Şampiyon olan futbol takımlarının bayrakları boyandı duvarlarına.

Çok nesil oraya iz bıraktı.

Biz ilk sigaramızı orada içtik.

İlk içkimizi orada içtik.

İlk aşklarımızı orada konuştuk.

Belki de ilk kez orada büyüdük.

Mendirekte oltalarını kurmuş balıkçılar; duvarda isim yazıları

Ama mendireği benim için en özel yapan şey, başımızı taşların üzerine koyup gökyüzüne baktığımız yaz geceleridir.

O zamanlar bu kadar aydınlık değildi Amasra.

Mendirekte uzanır, gökyüzüne bakardık.

Bir süre sonra gözleriniz karanlığa alışırdı.

Sonra yavaş yavaş Samanyolu bütün ihtişamıyla önünüze serilirdi.

Bugün şehir ışıkları altında bunu anlatmak biraz zor.

Ama o zamanlar, sanki yıldızlar bile bize daha yakındı.

Gençlik yıllarımızın birçok gecesi, Samanyolu’nun altında geçti.

Ben çok şanslıyım.

Kendi çocuklarımı mendirekte gezdirirken bazen durup bir yazıyı gösterdiğim oldu.

“Bak…”

“Bunu ben yazmıştım.”

Belki onlar için sıradan bir yazıydı.

Benim içinse yıllar önce orada oturan bir çocuğun hâlâ mendirekten ayrılmadığını gösteren küçük bir hatıraydı.

Bugün mendirek değişti.

Taşları değişti.

Duvarları sıvandı.

Genişletildi.

Işıklandırıldı.

Cruise gemilerini karşılıyor artık.

Ama ne güzel ki, çocukluğumuzun ve gençliğimizin anıları hiçbir yere gitmedi.

Yaz akşamı fenerin dibinde toplanmış kalabalık Fotoğraf: Gökmen Altuntaş

Galiba bazı yerlerin güzelliği, taşlarında değil, üzerinde biriken hatıralarında saklı.

Ve ben ne zaman mendireğe çıksam, biraz denize, biraz gökyüzüne, biraz da çocukluğuma bakıyorum.

Amasra’da böyle yerler çoktur aslında.

Yalnızca taş ve topraktan ibaret olmayan…

Nesiller boyu anı biriktiren yerler…

Mendirek bunlardan biri.

Bir diğeri ise Kemere Köprüsü.

Ben ona hiçbir zaman sadece bir köprü olarak bakamadım.

Sanırım size bir sonraki hikâyeyi, o köprünün üzerinde anlatmalıyım.

Senin de bir anın var mı?

Bu bölümü okurken aklına gelen bir şey olduysa yaz. Okuduktan sonra yayınlıyorum — adınla birlikte, yukarıdaki anıların yanında görünür.