Kemere Köprüsü
İki bin yıllık köprüye "bu kadar da dar yapılmaz" diyen bir Land Rover. Oysa biz bu şehrin sahibi değiliz; binlerce yıldır anlatılan hikâyenin çok küçük bir bölümüyüz.
Bir Amasralı · 7 Ağustos 2026
Kemere Köprüsü, Amasra’nın Boztepe Adası’nı şehir merkezine bağlayan tarihi köprüsüdür. Adını kemer şeklindeki mimarisinden alan bu küçük köprü, binlerce yıldır insanların eve dönüşlerine tanıklık ediyor.
Bugün üzerinden yürüyerek ya da araçla Boztepe’ye geçebilirsiniz. Köprünün sonunda ise biz Amasralıların “Karanlık Kapı” dediği, adanın tarihi giriş kapısı sizi karşılar.

Ama ben ne zaman Kemere Köprüsü’nden geçsem, aklıma tarih kitapları gelmiyor.
Bir gün yine köprüden geçiyorduk. Tam o sırada siyah, büyük bir Land Rover köprünün girişinde durdu. Sürücü camını açtı, aynalarını vuracağından endişelenerek biraz da sitemli bir şekilde şöyle dedi:
“Bu kadar da dar yapılmaz ki.”

Gülümsedim.
Bir an durup düşündüm.
Bu köprü iki bin yıldır burada duruyor. Roma’yı görmüş, Bizans’ı görmüş, Cenevizlileri görmüş, Osmanlı’yı görmüş. Benim çocukluğumu görmüş. Şimdi de bir Land Rover’ın aynalarını görüyor.

Ve suçlu köprü oldu.
İnsan bazen geldiği yerleri satın aldığını zannediyor galiba. Oranın artık kendisine ait olduğunu düşünüyor. Oysa bunun tam tersi doğru.
Biz, geldiğimiz yerlere ait oluruz.
Kemere Köprüsü de bize ait değil aslında. Biz onun hikâyesinin çok küçük bir bölümüyüz yalnızca.
Ben bu düşünceyi çok seviyorum. Çünkü insanın yaşadığı yere bakışını değiştiriyor. Bir şehre sahip olmuyorsunuz. Bir süreliğine onun hikâyesinin içinde yaşıyorsunuz.

Bazen Kemere Köprüsü’nün üzerinde durup hayal kuruyorum.
Binlerce yıl önce bir yaz akşamı olduğunu düşünüyorum.

Boztepe’deki evinin penceresinden bir anne sesleniyor:
“Alexios! Çabuk eve gel! Geç oldu, baban geldi.”
Tarih ne olursa olsun, bir anne çocuğunu her zaman böyle çağırmıştır bence.
Ve o Romalı çocuk, ayağındaki sandaletleriyle bu köprüden koşarak evine gidiyor.
Belki arkadaşlarıyla oyun oynuyordu.
Belki biraz daha dışarıda kalmak istiyordu.
Belki de eve geç kaldığı için annesinden azar işitecekti.
Sonra iki bin yıl ileriye gidiyorum.
Aynı köprüden bu kez kendi çocuklarım geçiyor.

İşte o zaman anlıyorum ki, biz bu şehrin sahibi değiliz. Biz, binlerce yıldır anlatılmaya devam eden hikâyenin çok küçük bir bölümüyüz yalnızca.
Kemere Köprüsü burada olmaya devam edecek. Bizler gelip geçeceğiz.
Bir gün yolunuz düşerse, üzerinden geçerken biraz yavaş yürüyün. Köprünün dar olmasına kızmayın. İki bin yıldır kimleri taşıdığını düşünün yeter.

Sanırım bir sonraki hikâyeyi, güneşin her akşam denize usulca veda ettiği Küçük Liman’da anlatmalıyım.
Senin de bir anın var mı?
Bu bölümü okurken aklına gelen bir şey olduysa yaz. Okuduktan sonra yayınlıyorum — adınla birlikte, yukarıdaki anıların yanında görünür.