Bölüm 2

Gazoz Kapakları Çay Kokardı

Gazoz kapaklarını bakkaldan alamazdık. Kahvehanelerin önündeki çöp tenekelerinden toplardık; o yüzden her biri çay kokardı. Sokakta geçen bir çocukluğun hikâyesi.

Bir Amasralı · 31 Temmuz 2026

Gazoz Kapakları Çay Kokardı

Çay kokardı gazoz kapakları benim çocukluğumda.

Şimdiki çocuklara anlatsam inanırlar mı bilmiyorum. Çünkü bizim çocukluğumuzun oyuncağı da oyunu da sokaktaydı. Ne bilgisayar vardı ne tablet. Akşam ezanı okunana kadar sokakta oynardık. Eve yalnızca acıkınca, susayınca ya da annemiz balkondan ismimizi bağırınca girerdik.

Toprak zeminde yan yana dizilmiş renkli misketler

Koç oynardık mesela. Hâlâ kaç kişi bilir bilmiyorum.

“Tumba başım, baş altı, baş altının altı…”

Birçoğunuzun hayatında ilk defa duyduğu bir cümle olabilir bu. Bizim içinse çocukluğumuzun şifresiydi.

Gazoz kapaklarıyla oynardık. Biriktirirdik onları. Sonra dizer, ince bir taşla ya da lastikle vurmaya çalışırdık. Bugün koleksiyoncuların özenle sakladığı gazoz kapaklarını, biz dizlerimiz yara bere içinde sokaklarda kazanır ya da kaybederdik.

Ama işin en ilginç tarafı ne biliyor musunuz?

Gazoz kapakları çay kokardı.

Eski gazoz markalarının tenekeden kapakları

Çünkü onları gidip bakkaldan satın alamazdık. Bulmak kolay değildi. Kahvehanelerin önündeki çöp tenekelerini karıştırır, üstüne çay dökülen kapakları bulur, cebimize doldururduk. O yüzden her biri biraz çay, biraz sokak ve biraz da çocukluk kokardı.

Bugün dönüp baktığımda, ne garip değil mi?

Bir çocuğun en büyük mutluluğu, çöp tenekesinde bulduğu birkaç gazoz kapağı olabiliyormuş.

O zamanlar elimizde olan şeylerin değerini pek bilmezdik. Ama elimizde olmayanların kıymetini çok iyi bilirdik.

Belki de bu yüzden bizim nesil, yokluğun da güzel bir tarafı olduğunu öğrendi. Çünkü yokluk bazen insanın hayal gücünü büyütüyor. Bir gazoz kapağını oyuncağa dönüştürüyor.

Amasra küçücük bir yerdi bizim çocukluğumuzda. Aslında hâlâ küçük bir yer. Ama bizim için kocaman bir dünyaydı. Her sokak yeni bir oyundu. Her köşe başında başka bir arkadaşımız vardı.

Yağmur sonrası Amasra'nın üzerine düşen gökkuşağı

Bugünün çocuklarına haksızlık etmek istemem. Onların da anlatacak başka hikâyeleri olacak elbette. Ama bizim çocukluğumuz biraz daha fazla sokak kokuyordu galiba.

Biraz deniz…

Biraz çay…

Biraz da gazoz kapağı…

Bazen düşünüyorum da, bugün elime o eski gazoz kapaklarından biri geçse ne hissederim diye. Sanırım önce burnuma götürür koklarım.

Belki hâlâ biraz çay kokuyordur.

Ve eminim ki, bana çocukluğumu hatırlatır.

Bir sonraki yazıda size, telefonların olmadığı zamanlarda Amasra’da neden kimi isterseniz bulabildiğinizi anlatacağım.

Senin de bir anın var mı?

Bu bölümü okurken aklına gelen bir şey olduysa yaz. Okuduktan sonra yayınlıyorum — adınla birlikte, yukarıdaki anıların yanında görünür.