Bölüm 1

Vefa Borcu

Bana bazen soruyorlar: neden hâlâ Amasra'da yaşıyorsun? Kırk sekiz yaşında bir Amasralının, doğduğu şehre olan borcunu ödemeye çalışmasının hikâyesi.

Ferhat Güngör · 30 Temmuz 2026

Vefa Borcu

Bana bazen soruyorlar;

“Neden hâlâ Amasra’da yaşıyorsun?”

Yaşım kırk sekiz. İtiraf edeyim, ben de bazen kendime aynı soruyu soruyorum.

Bu sorunun cevabı ne işim burada olduğu için, ne de büyük şehirleri sevmediğim için. Hatta bazen insanın aklından, “Acaba başka bir şehirde yaşasaydım hayatım nasıl olurdu?” sorusu da geçmiyor değil.

Ama dönüp geçmişime baktığımda, verebildiğim en doğru cevap hep aynı oluyor.

Ben, doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığım bu kente olan vefa borcumu ödemeye çalışıyorum.

Hayatım boyunca bunu yapmaya çalıştım. Mesleki olarak, kültürel olarak, sosyal hayatta ve gerektiğinde siyasi hayatta… Elimden ne geldiyse, imkânım neye yettiyse, yaşadığım şehre küçük de olsa bir iz bırakabilmek için uğraştım.

Belki de insanın doğduğu yere olan borcu hiçbir zaman tam olarak ödenmiyor. Belki de bu yüzden hâlâ buradayım.

Amasra'da taş merdivenle yukarı çıkan eski ahşap ev

Ben Amasra’yı çok seviyorum demek kolay. Zaten burada yaşayan herkes bunu söyler. Ama mesele sevmekten biraz daha farklı galiba. Bazı şehirleri seversiniz, bazı şehirlere ait hissedersiniz. Amasra, benim ait hissettiğim yer.

Kapı önünde eski bir çorabın içine dikilmiş çiçek

Bugün buraya gelen insanlar, birkaç günlüğüne bizim gördüğümüz gün doğumunu görüyor, gün batımını seyrediyor ve güzel anılarla evlerine dönüyorlar. Oysa bizim için burası yalnızca güzel fotoğraflar çekilen bir sahil kasabası değil.

Burası çocukluğumuz.

Burası ilk arkadaşlıklarımız.

Burası ilk heyecanlarımız.

Burası ilk hayal kırıklıklarımız.

Burası mendirekte geçirilen uzun yaz akşamlarımız.

Burası, binlerce yıldır insanların evlerine döndüğü Kemere Köprüsü.

Kemere Köprüsü

Burası poyraz çıktığında hangi koya gidileceğini ezbere bilen insanların şehri.

Kıyıya çekilmiş kayık ve ahşap iskele

Ve galiba bu yüzden, yıllar geçtikçe insanın omzunda tatlı bir sorumluluk oluşuyor. Çünkü bazı şehirler, sizden yalnızca sevilmeyi değil, korunmayı ve anlatılmayı da bekliyor.

Son zamanlarda şunu fark ettim; Amasra hakkında çok şey yazılıyor. Kalelerinden, plajlarından, restoranlarından ve manzaralarından bahsediliyor. Hepsi doğru. Ama eksik.

Çünkü bir şehri anlatmak için sadece taşlarını anlatmak yetmiyor. O şehirde yaşayan insanların hafızasını da anlatmak gerekiyor.

İşte bu yazı dizisi de böyle başladı.

Ben size “Amasra’da mutlaka görülmesi gereken 10 yer” anlatmayacağım. En güzel oteli ya da en iyi restoranı da anlatmayacağım.

Ben size bir Amasralının gözünden Amasra’yı anlatacağım.

Bazen çocukluğumu…

Bazen gençliğimi…

Bazen bir köprünün neden yalnızca bir köprü olmadığını…

Bazen de denizin neden başka yerde değil de burada başka koktuğunu…

Bu yazı dizisinin kaç bölüm süreceğini ben de bilmiyorum. Belki on bölüm olur, belki iki yüz.

Amasra'da gün batımı

Tek bildiğim şey şu;

Bir şehre olan vefa borcu, sanırım ömür boyu devam ediyor.

Ve en büyük dileğim, bir gün çocuklarımın da doğdukları topraklara aynı duygularla bakmaları. Hayat onları nerelere götürür bilmiyorum ama umarım bir gün onlar da kendi vefa borçlarını ödemek için geri dönmek isterler.

Bu serinin ilk bölümü burada bitiyor.

Ama hikâye yeni başlıyor.

Bir sonraki bölümde size, çocukluğumuzda neden gazoz kapaklarının çay koktuğunu anlatacağım.

Tüm bölümler